8 Aralık 2011 Perşembe

Kozadaki Kelebek


Bazen yaşamak konusunda çok başarısızlaşıyorum. Çaresizce nefes alıp verme haline geldimi yaşamak, hayat devam etmiyor demektir. Odamın kapısını sıkıca örtüyorum, yorganımı üstüme çekiyorum ve yaşam bitiveriyor o anda.  Bazen, temiz havayı özleyip camı açıyorum. Üşüyorum. Bazen de oksijenden bile tiksinir hale geliyorum, sigara dumanına boğuyorum kendimi. Kültablaları doluyor ağzına kadar. Kalkıp dökmek zor geliyor. Kirpiklerimde kalan rimel kalıntıları da gözyaşlarımla akıp yastığıma bulaşıyor. Siyah lekeler... Çok can acıtıyor. Baştan ayağa korkunç bir yalnızlık hissiyle kaplanıyorum. Uyuyorum. Uyanıyorum. Gözlerimi her açışımda bir iç organımı daha parçalanmış buluyorum. Gözlerimi her açışımda içim acıyor. Uyanmak istemiyorum. Mecbur, uyanıyorum. Acıyan içim için, bir sigara daha yakıp dumanını içime çekiyorum.
Geşmişten gelen insanların sesleri yankılanıyor kulaklarımda, hepsi kızgınlar bana. Onları isteklerimi ve duygularımı özgürce yaşayabilmek adına incittim hep ve yaşamaya devam ettikçe birçoğunu daha inciteceğim. Olsun, nasolsa ben bencil biriyim... Çok fazla terk ediliyorum ve çok fazla terk ediyorum. Acı verdiğim insanlara dönüp, “korkmayın, hepsinin bedelini ödüyorum.” demek istiyorum. Bir seçim yapmam gerekliydi. Ya kimseyi kırmamak için kendi isteklerimden ödün verecektim ya da herkesi boşverip kendi yoluma gidecektim. Ben ikincisini seçtim. Ve şimdi, tam şu anda, seçimimin ağır bedeli olan yalnızlığı ödüyorum. Yalnızlığı anlıyorum.
Geceler, gündüzlerden daha çok acı veriyor uzun zamandır. Aylar önce başladı, gece yatağa girip uykuyu beklemekten korkma seanslarım. Günün en karanlık, en korkutucu ve yaşamaktan en çok kaçtığım anları... Böylece uykuyu ertelemeye başladım. En sonunda geceleri uyumak yerine kendimi kitaplarla, dizilerle, filmlerle ve yazı yazmakla oyalar hale geldim. Gündüzleri, güneş ışıkları içimi biraz olsun rahatlatırken uyuyabildim. Bu durum insan hayatına çok sağlam bir düzensizlik getiriyor. İşlerin aksıyor, dersler, okul yalan oluyor ve tüm bunların yarattığı stres daha da psikolojini bozuyor. Sonra, düzeltmeye çalışıyorsun yaşamını ve düzeltemedikçe panik aşaması geliyor. Korkuya kapılıyor insan istemeden. “Ne olacak benim bu halim?” ler başlıyor. Sonra, buna da alışıyorsun. İnsanlar, şartlarına ve durumlarına tahmin ettiklerinden çok daha kolay alışıyorlar aslında. Panik ve korku geride kalıyor. Sonraki aşamada tam bir isteksizlik baş gösteriyor. İşte ben bunu yaşıyorum, odamın kapısını sıkıcı örtüp hayatı durduruyorum. Çünkü yaşamla bağlarımı koparabileceğim en basit yol bu. Ben de bunu yapıyorum. İşlerimi yapmıyorum, okula gitmiyorum, insanlarla ilgilenmiyorum. Ama bana öyle geliyorki, tüm bu yalıtılmışlıkla, yaşanmış olan her şeyi ve herkesi geride bırakmaya bir adım daha yaklaşıyorum. Tıpkı kozasında büyüyüp gelişen bir kelebek gibi... Bu odadan çıkmaya hazır olduğumda, kapılarımı eskisi gibi sıkıca kapatmadığımda, yastıktaki rimel izleri canımı bu kadar yakmadığında ve gözlerimi umutla açabildiğimde bambaşka bir insan olacağım. Daha güzel, daha özel, daha anlamlı... Sadece zamanını bekliyorum ve henüz, biraz daha zamanı olduğunu çok iyi biliyorum. O zamana kadar bırakalım işler aksasın, yaşanması gerekenler yaşanamasın. Nasıl olsa yeni bir kadınla yeni bir hayata başlayacağım, biliyorum!