27 Nisan 2013 Cumartesi

Kedi Ruhlu Şarap Kokulu Bir Sokak Köpeği


Bu terk edilmiş sokakta, yalnız bırakılmış geceye doğru yürüyen sarhoş bir kadınım sadece. Ve kendimi hepinizden çok o sarman sokak kedisine yakın hissediyorum. Beynimdeki düşüncelerin akışına müdahale etme isteğim gittikçe artıyor, fakat denediğimde başarılı olamıyorum. Ama sorun değil, o kedi de diğer tüm kediler gibi beni anlıyor. Ve bu beni sakinleştiriyor, yeniden. Evet, size yalan söylemeyeceğim paniklemiştim biraz, kedinin gözlerine bakıp da “aman tanrım onun bile beni anlayamayacağı kadar derinlere mi battım yoksa?!” diye düşünürken.
Başka sarhoş ve yalnız kadınların, başka gecelerde bu sokakta yürürken kaldırımlarda bıraktığı izleri takip ediyorum. Güvenli olan budur diye. Oysa hiç de öyle değil. Güvenli kadınların izinden gideceksem eğer, şu anda, bu saatte, evimde, Amerikan rüyası eşim, çocuklarım ve işimle uyuyor olmalıydım. Peki ben ne yaptım? Tekinsiz sokaklarda, hayranı olduğum kadınların izlerini kokladım. Köpekler gibi, kendi bölgemi arayarak ve başkalarının bölgelerini öğrenerek… Kedilerin bile hayran olduğu bir köpek olmak istemiştim. Kedi ruhlu bir köpek. Evet, ben buyum.
Kırmızı rujumun izleri bira bardağımda ve bir paket sigaranın her bir dalında kaldı. Rujları bilmezsiniz siz, ne çok hikaye taşırlar. Beyaz gömleklerdeki kırmızı izlerden veya şarap kadehlerine bulaşmış melankolik dudaklardan bahsetmiyorum. – ki alsında bahsetmeliyim, çünkü bilirsiniz, dudak izleri de parmak izleri gibidir, kişiye özel-  ama benim şu anda bahsettiğim, bildiğiniz kapaklı mapaklı, ambalajı yırtılarak kullanılmaya başlanan, kutulu rujlar. O ambalaj yırtılıp, o kapak ilk kez açılıp, kırmızı dudağa bulaşmaya başladı mı, yeni bir hikaye başlar. Aynı rujla kaç farklı erkek veya kadın öpülebilir? İlle bir şeylerin hesabı tutulacaksa, bununki tutulmalıdır bence.
Özellikle girmekten kaçındığım bir konu varsa, o da topuklu ayakkabılardır. Çünkü ne zaman sivri topukları düşünsem, kaç kişinin gözünü oyabileceğim ama yapmadığım geliyor aklıma. Eğer şu lanet olası kaldırımdaki yarığa ayağım takılmış olmasaydı, bu gecelik de bu konudan kaçabilirdim. Fakat olan oldu bir kere… İzler diyorum ya hani, takipçisi olduğum kadınların kaldırım taşlarında bıraktığı; işte bu mücadeledir! O kadar kolay mı sanıyordun, bir kadının gecenin köründe o güzelim şarap kokusunu bu kaldırımlara taşımasını? Değil, öğrenmiş oldun. Şu bluzumun önü açılıp durmasa birde… Sonra bir de sorarlar sana; “Neden dik durmuyorsun, kamburun çıkıyor bak!”
Evime ulaşana kadar yürümem gereken bir bu kadar yol daha var ve ben çok yoruldum. Şuraya oturup, birazcık dinlenebilsem keşke. Ama şimdi hedefe odaklanmalıyım, az sonra çok korktuğum, tüyler ürpertici tüp geçitten geçeceğim çünkü. Şimdiden uyarı vermeye başladı beynim, arkandan biri geliyor mu kontrol et diye. Söylemiştim, şarap kokusunu bu kaldırımlara taşımak kolay değil geceleri. Neyse ki sokak kedileri var yanımda. Bir şey olursa onlara sığınabileceğimi bildim hep. Çünkü ben, kedi ruhlu bir sokak köpeğiyim ve bu yüzden onlar bana hayranlar…

19 Nisan 2013 Cuma

Hayır, limanlardan bahsetmiyorum.


Topallayarak yürüyen ve topallayan bacağıyla kendini kaşımaya çalışıp başaramayan, sonra kokoreççinin tezgahının yanına çöküp yemek dilenen o köpek gibi yalnızlık, öylesine can yakıyor. Ve hepimiz sığınacak kollar arayıp, yine de bir başımıza, tek kişilik yataklarda, ağlayan yastıklara baş koyduğumuz için bu yalnızlık bu kadar kötü. En az aşk gibi… Sığınacak kollar arayıp, bulamamak ve bir başına, nefesini sayarak uykuya dalmak. En az ve en çok, benim gibi, senin gibi, belki de hepimiz gibi… Ama yine de korktuğunda ve bu sefer tek başına savaşmak istemediğinde, biri olmalı; sığınabileceğin kadar güzel biri.

2 Nisan 2013 Salı

Düş Kırıntıları


1.
Gözlerini kapattı ve düşlerinde kayboldu… Kadınlığın sınırlarında dolaşan bir kız çocuğuydu o ve aşkı düşlüyordu. Düşünde bir adam belirdi ve adamın ellerine sımsıkı tutunmuş bir kadın. Kadının gözleri uçsuz bucaksızdı; adam kayboluyordu. Hiç bilemedi kimdi onlar, düşlerinde ne işleri vardı. Gözlerini kapattı ama karanlıkta beliren âşıkları tanımıyordu.
Kadın; adamla, hiç tanımadıkları bir kız çocuğunun düşlerinde, her gece buluşuyordu. Adam; bunu hiç bilmiyordu. Çünkü ne kadar gerçekçi yaşanırsa yaşansın, ancak ve ancak bir düştü bu. O ne zaman aşkı düşlese, adam kadının kollarına düşüyordu.
2.
Uzun ve dar bir yoldu, kadının yürüdüğü. Bahardı oysa, dört bir yanda çiçekler açmıştı, rengarenk bir tablo gibi. Kuş cıvıltıları vardı. Yol uzadıkça ve kadın yürümeye devam ettikçe, bedeni parçalanıyordu. Bir arada tutamıyordu kadın, kendi bedenini. Düşen parçalarını, hemen arkasından, kuşlar yiyordu. Hansel ve Gretel’in ekmek kırıntıları gibi… Dönüş yolunu bulamayacağını bilmeden, bir yola girmişti kadın. Onu parçalara ayıran, uzun ve dar bir yoldu bu. Attığı her adımda, kendini biraz daha kaybediyordu. Yürüdüğü yoldu da, geçtiği kendiydi; kadın kendinden geçiyordu…