27 Ekim 2011 Perşembe

Badem

Bu gece son gece değil, biliyorum. Ama hayatımda olmayanları görüyorum bulutların arasından. Tıpkı kuşlar gibi kanatsızım bu gece ve balıklar gibi solungaçsız. Dalgaların arasından sesler duyuyorum; bana nefesini anımsatıyorlar. Zaten üzülmüyorsam uykusuzum diye, tek bir nedeni var; rüyalarımda bile seni göremiyorum... İçimden kelimeler fışkırırken gözlerin beni mühürlüyor, konuşamıyorum. Gözlerin ki, bademdir. Gözlerin ki, içinde kendimi kaybettiğim çıkmaz sokaklardır. Benim sözcüklerim ise, acıdır. Buzlu bademin buzu bensem, bademi gözlerin. Gökkuşağının yedi rengi sensen, tüm renklerin en siyahı benim. Yanıma yakışan kırmızı, damarımda dolaşan kırmızı. Gel, dudaklarından toplayayım yalnızlığımı. Gökyüzündeki son yıldızı saçlarına sakladım, kaybetme. Ve içtim son yağmur damlasını, akıtacak göz yaşım kalmadı. İç çekişin denizleri kuruttu, balıklar öldü. Özlemim bulutları dondurdu, kuşlar öldü. En sevdiğin ağacın dallarını kopardı yalnızlığım, dileklerin gazellerle birlikte döküldü. Bizi birbirimize bağlayan ip koptu. Bağladım, kördüğüm oldu. Çözdüm, umutlarım kayboldu. Gittin, içtiğim son yağmur damlası gözümde yaş oldu. Sonrası yok. Sonrası, ancak ölüm olurdu.

21 Ekim 2011 Cuma

Gazeller ve Notalar

Bir adam oturuyor karşımda, arkası dönük bana. Loş ışık aydınlatıyor varlığını. Sigara dumanıysa anlam katıyor varlığına. Müzik çalıyor. Ben, O’nu izliyorum. Sanki müzik, O’nun avuçlarından ve teninin farklı noktalarından yayılıyor. Bazen, korkuyorum... Tenini merak ediyorum. Düşüncelerini ve düşüncelerinin dudaklarınadan dökülüş tarzını merak ediyorum. Beni neden böyle etkilediğini anlyamasamda kendimi o etkiye bırakıveriyorum. Çünkü; bazen, korkmuyorum... Sadece, O’nunla aynı odada nefes aldığımı bilinçli olarak farkedebilmek ve hala ihtimallerin varlığına kendimi inandırabilmek için uyumuyorum. O’nun için uykuyu reddediyorum. Hiç tanımadığın biri için yapıldığında ne büyük bir fedakarlık. Oysa, aşka şans tanımak için yapıldığında ne küçük ve anlamsız bir ayrıntı bu. O’nun hakkında tek bildiğim, bu gece O’nunla uyumak için korkularımla yüzleşebileceğim...
İçinden çıkan müziği duyabiliyorum. Ne kadar kulaklarımı tıkasam da büyülüyor beni, etkisi altına alıyor. Yaşamak, dans etmek istiyorum. Korkmuyorum... Sanki, ellerim bir ulaşsa ona, parmaklarım bir dokunsa tenine, gökyüzüne kavuşacağım. Özgür olacağım... Sanırım yıllardır tuttuğum nefesimi O’nu gördüğümde bıraktım. Mühürleri kırıldı dudaklarımın, ellerimin ve kelimelerimin.
Sen notaların en güzel birleşiminden oluşmuş müzik. Sen sonbahar yapraklarının daldan düşerken haykırdığı en güzel mısra. Gel ve bir ıslık ol dilimin ucunda...

2 Ekim 2011 Pazar

Saflığın Sonu

Dün yazdım, hem de çok yazdım... ve yazdıkça anladım ki bitmesi gerek bu hikayenin de. Kahramanlar yani. sen ve ben, kahramanlıktan çok uzaklar ve yaşanan hikayede ne aşk var ne de olumlu duygular. Biz ancak uğultulu tepelere konu olabilecek kadar safız. Okutmalıydım sana da duygularımı, duymak için özel bir isteğin olmadığını bile bile hem de. Çünkü hakediyorsun benim bu kararsızlığımın nedenlerini bilmeyi.
Sen benim saflığmın sonusun çocuk. Sen benim umursamazlığımın başlangıcı.... Sen benim kendimle iligli en büyük düş kırıklığım... Sen benim gökkuşağımı kirleten siyahsın ve mavilerimi çalan gece... Tek bir yıldız bile kalmadı elimde.
Dün gece durdum ve yarın dedim kendi kendime, yarın bitmeli bu saçmalık. Çünkü kendimi özledim ben, seninle olamadığım kendimi. Bilmiyorum belkide sen bana gerçek beni gösterdin, belki de ben kötüyümdür. (Ben kötüyüm, erdem kimin adı? Bir bıçakla rüzgar sokarım içime, sonra iyileşeceğimi söylerim. Cam kırıklarının üzerinde sevişmekten bıktım derim...) yıldızları görmeyi haketmeyecek kadar kötüyümdür belki de... Gökyüzümdeki tek yıldızı da söndürdüm seninle. Oysa ne çok isterdim, sen de bir yıldız ol gökyüzümde, ışığınla aydınlansın bu iğrenç gece...
Bu saçmalık bitmeli artık. Çünkü biliyorumki yazıyorsam canım acıyor, yazıyorsam herşey yanlış. Ve sen bana sayfalarca yazıdaracaksın böyle giderse çocuk. Yanlışlığı kabul edemeyişime yazacağım, saflığımı yaptıklarımızdan dolayı acı çekemeyecek kadar kaybedişime yazacağım ve belki biraz da sana yazacağım... Gözlerinin siyahında kaybolamayışıma yazacağım. Gözlerindeki duygusuzluğa ve sözlerimdeki ruhsuzluğa yazacağım...
Keşke bulutsuz bir gökyüzünün altında el ele otursak ve acı çeksek, ağlaya ağlaya acı çeksek... çekemiyoruz. Dünya beni bu hale getirebilecek kadar kötü biyermiş ve ben bunu hiç anlayamamışım. Hep sanırdımki ben safım ve böylece tertemiz kalacağım, duygularımla yaşayıp, duygularımla batacağım yerin dibine. Ama duygusuzluğumdan batıyorum ben şimdi. Duygularımı silip atabilecek kadar değişmekten utanıyorum. Ve biliyorumki olmak istediğim kişi bu değil. Oldum artık yapacak birşey yok belki, ama yine de ben içimdeki bu su yüzüne çıkmak için zaman kollayan zavallı kadınla savaşacağım ve eskisi gibi olmak için ne gerekiyorsa yapacağım. Ahh güzel çocuk, keşke sen de anlsan duyguların kıymetini biraz da olsa, keşke sen de bir şeyler yapsan kendi asla kabul etmeyeceğin zavallı yanın için...