16 Mart 2015 Pazartesi

Saydam

Kendimi, ters çevrilmiş bir bardağın içine hapsedilmiş bir sinek gibi hissediyorum. Vızıltılarımı sadece kendim duyuyorum. Çıkmaya çalışırken oradan oraya çarptığımı izleyen insanların tek anladığı sinirli olduğum. Sesim onlara ulaşmıyorum, sesim onların anlayamadığı bir dilde, sesim kulaklarında anlamlı cümlelere dönüşmüyor.
Ne yapacağımı şaşırıp durduğum anlarda, bana hayretle bakan yüzlerini görüyorum. Biraz şaşkın, biraz dehşete düşmüş bir şekilde kısır serüvenimi izliyorlar. Neyse ki acımasızca gülenler ve aptal olduğumu düşünenler tarafından kuşatılmadım. Beni kuşatanlar sadece… Açıkçası, onları tanımlayamıyorum. Belki de onlara sadece “anlayamayanlar” demeliyim. Oysa arzuladığım şey çok basit; bu cam duvarlarla çevrili saydam hapishaneden kurtulmak. Diyorum ki “uzatın ellerinizi, kırın bu kafesi, kurtarın beni…”. Ama sesim ulaşmıyor, onlar sadece çırpınışlarımı görüyorlar. Ben, camları parçalamak için tüm gücümü kullanıyorum, her yerim yara bere içinde; onlar, çabalarımı ve acılarımı öfke sanıyorlar.
Ben sineklerin en karası, yaraları kan kırmızı;
eyy saydamlığı göremeyenler,
eyy sesimi çığlık zannedenler,
eyy anlayamayanlar…

Bu camları parçaladığımda, ilk sizin toprağa gömülmüş göbek bağlarınızı keseceğim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder