31 Temmuz 2012 Salı

Kozadan Çıkan Kelebek


Bir kişinin hayatında üç temel alanda tatmin sağlaması gerekir; entelektüel, duygusal ve cinsel. Fakat bu üç tatmini aynı kişiden elde etmek neredeyse imkanszıdır. İki kişinin karşılıklı olarak birbirlerinden hem cinsel, hem duygusal, hem de entelektüel tatmin sağlamaları ise mucezivi bir olaydır, olasılık dışı saysak yeridir. İşte bu yüzden de dünya üzerinde başarılı ilişki diye bir şeye pek de sık rastlanamıyor. Bu durum karşısında insanın (-ların) aklına gelen ilk çözüm yolu farklı kişilerden farklı alanlarda tatmin sağlamak oluyor. Dışardan bakıldığında çok mantıklı gelen bu çözüm yolu, uygulamaya konulduğunda ise hiç de başarılı olamıyor ne yazık ki. Demek ki bu alanlarda tatmin sağlamak da yeterli olmuyor insan için. Çünkü asıl önemli olan cinsel, entelektüel ve duygusal tatminin bir uyum içinde sağlanması. İnsanlar tek gecelik veya “takılmalık” ilişkilerle cinsel tatmin, arkadaş ortamlarıyla entelektüel tatmin, aile bireyleri ve dostları ile de duygusal tatmin yaşaybilirler rahatlıkla. Ama tüm bunlara sahip kişilerden sıklıkla “içimdeki boşluk bir türlü geçmiyor.” ifadesini duyuyorum. Sanırım bu durum tatminlerin uyum içinde olması gerektiği tezini destekler nitelikte. Peki madem aynı kişiden sağlanamıyor bu üç tatmin, uyumlu olmaları için ne yapmak gerek o zaman? Buradan sonrasını gerçekten de çözebildiğim söylenemez. Ya yerimize oturup bir mucizenin gerçekleşmesini bekleyeceğiz ya da içimizdeki boşlukla yaşamayı öğreneceğiz, başka yolu yok gibi duruyor. Ama Altay Öktem’in de dediği gibi özgürlük, size sunulan iki seçenek arasından üçüncüyü seçebilmek değil midir? Ben kendi adıma bu iki seçeneği kabullenmek istemiyor ve üçüncü bir yol yaratmak için baş kaldırıyorum. Bana bu çıkarımları yaptırıp, bu noktaya gelmemi sağlayan mantığı da reddediyorum. Tüm diğer insanlar gibi, kırıla kırıla yorulmuş, güven problemleri çeken kalbimi, yine acı çekeceğini bilerek ortaya atıyorum. Peki ama tüm bunları neden yapıyorum? Gerçekten de bu kadar önemli mi sevmek, sevilmek, sevişmek ve tartışmak. Bu soruya da birçok kişinin bana katılmasını ümit ederek ve katılmayacaklarını bilerek evet cevabını veriyorum. Çünkü ben, bilgilerin ortaya döküldüğü, çatıştığı ve kaynaştığı bir tartışmadan aldığım hazzı kolay kolay kelimelere dökemiyorum bile. Böyle güzel bir tartışma yakaladığımda gerçekten önüme çok leziz bir yemek konulmuşçasına ağzım sulanıyor ve gözlerimin parıldadığını hissedebiliyorm, canlanıyorum. Aşık olduğumdaysa, içim gece göğü gibi aydınlanıyor, manzarasına doyum olmuyor, mutlu oluyorum. Sahip olduğum bu aşkla sevdiğim erkeğin tenine dokununca, kutsal kitapların tümünde anlatılan cenneti dünyada buluyorum... Bu nedenlerden ötürü hiçbir şey yapmadan mucize beklemek de, tüm bu güzelliklere sahip olamadan, içindeki o koca boşlukla yaşamayı öğrenmek de bana bir türlü doğru gelmiyor. Yani inatçılık yapıyor ve özgürlüğümü bana geri verecek olan o üçüncü yolu yaratmayı seçiyorum...

20 Temmuz 2012 Cuma

Onurlu Bir Aşktır Sonbahar


Kızıl bir rüya gibi ağaçlar. Sonbaharın koynuna giriyorum ve başlıyor bugün, aylarca sürecek sevişmemiz.... Senin gözlerinde de kızıl bir rüya gizli. Kırmızıya yatkın ama simsiyah bakışların. Çünkü körsün ey dost! Ağaçlardaki güzelliği göremezsin... Takılı kaldığın, insanların içindeki gizilgüç kabulümdür ama, zaaflarını bilmeden onları tam olarak sen de sevemezsin. Kafanı kaldır ey sevgili! Bak orda duruyor ulu bir çınar, her dalında ayrı bir aşk gizli... Yaşamak her anı, yaşamak her yağmur damlasını, yaşamak bir tutku dostum; kaptırman gerek kendini... Güzelsin sen de, tıpkı doğa gibi, güneş gibi, duygular gibi. Sev kendini, sev gökyüzünü, yıldızları, bulutları, hatta sev beni...