15 Mart 2012 Perşembe

Gündüzler ve Gecelerin Gökkuşakları

Gözlerimi kapıyorum şiirin tam orta yerinde. Beyaz sabahlıklı bir kadın hayali; hoş geldin...

Manzarası sokaktan geçen insanlar olan camekanla kaplanmış bir balkonda kadın, beyazlı-pembeli ilkbahar çiçeklerini suluyor. Arkadan Edith Piaf ya da Nazan Öncel çalıyor. Kadın şarkıya eşlik ediyor, çiçekler kadına eşlik ediyor. Çiçekleriyle konuşuyor, kendi kendine kahkahalar atıyor... 40lı yaşlarında, kahverengi saçları omuzlarında. Hiç evlenmemiş. Belki de, kriterleri evlenmesine izin vermemiş. İçerden tembel tembel yürüyen, siyahlı-beyazlı bir kedi geliyor sonra. Kadına sürtünüyor ve uykunun bıraktığı mahmurlukla gerneşiyor. Kadının balkonda işi bitiyor, salona geçiyor. Sabah keyfi yapmak için gazetesini eline alıyor, kahvesiniyse yandaki sehpanın üzerine koyuyor. Haberlere bakıp keyfini kaçırıyor. Her sabah, sabah keyfi yapmak için oturduğu koltukta, keyfini kaçıracağını bile bile gazete okuyor.

Ve birden gece oluyor...

Sabah neşeli gülüşmeler ve şarkılar eşliğinde çiçeklerin sulandığı balkonda yine bir kadın oturuyor. Evin içi kapkaranlık. Balkondaysa, sadece bir mum yanıyor. Açılır kapanır, portatif sandalyelerin üzerinde oturan kadının yanında bu sefer bir kadeh şarap duruyor. Elindeyse bir sigara, dumanı havada süzlüyor. Arkadan Zeki Müren çalıyor; “ Her akşam güneşin battığı yerden, gözlerin doğuyor gecelerime...” Kadının gözlerinden, mum ışığını yansıtıp gökkuşağı oluşturan yaşlar akıyor. Ve sen bir adam çıkıp gelsin istiyorsun, sarsın sarmalasın kadını. Yıllardır gösterdiği güçlü ve neşeli yüzün altında var olan acıyı görebilen bir adam gelsin... Adam-kadını, kadın-adamı öylesine sevsin ki kadın sonunda pes etsin, yalnızlığa sırt çevirsin. Kadının geceleri de gündüzleri kadar aydınlık olsun istiyorsun . Kandırma kendini, o kadını şefkat gösterecek kadar çok sevebilecek cesurlukta bir adam varolsun istiyorsun sen. Olsun ki, umudun bitmesin. Olsun ki, yalnızlığın yüzü değişsin. Biliyorsun ki o adam o hayalde gelmezse, senin geleceğinde de gelmeyecek ve biliyorsun ki senin gecelerinde gözlerinden gökkuşağı oluşturacak yaşlar akıtmakla geçecek....

14 Mart 2012 Çarşamba

Aşk, arkadaşlık ve yalnızlık üçlemesi

Ama yalnızlık, her yaşanışında yeni bir anlam kazanır ve yalnızlık; sadece yaşanırken anlamlıdır... Arkadaşlar, kaybedilmek için vardır ve aşkın ömrü kelebeklerin ömrü kadardır. Ama öyle kelebekler vardır ki, kış gelince göç edecek kadar uzun yaşarlar... Hepimiz çok yalnızız ve hepimiz çok yalnız olduğumuz için, yani yalnızlıkta buluştuğumuz için asla bir başımıza kalamıyoruz. Sadece Özdemir Asafın dediği gibi yalnızlığı paylaşamıyoruz. Hepimiz, bir kendi yalnızlığımıza bakıyoruz, bir karşımızdakilerin yalnızlığına ve bu böyle sürüp gidiyor. Yalnızlık çok kalabalık, o bile layıkıyla yaşanmıyor...

2 Mart 2012 Cuma

Yalnızlığın Yüzü


Son bi gece düşün, sessiz sedasız. Ve sigara dumanını üflerken; dudaklarından, onun adı dökülsün. Yetmezmiş gibi birde, onun adı yalnızlık olsun. Gözlerini kapatıp yalnızlığı hayal ettiğinde onun yüzü canlansın gözlerinde. Onun yüzü, adı, tanımı, kokusu, bilgisi, özneliği, kavramsallığı, tadı...
Sonra sen açma ama, ahmet kaya çalsın bir yerden. Beni onlara verme desin. Onun yüzünü, yalnızlığı düşünerek yalvar, beni başkasına verme diye... Yıllarca sahipliği ve aitliği reddetmiş sen; yalvar, “senin olayım!” diye yalvar yalnızlığın yüzüne...