18 Eylül 2011 Pazar

Aşkadam

İşte burdayım! Bir mum ışığının altına saklamışım kendimi. Oysa ben hep ağaç dallarında arıyordum gövdemi. Gözlerimi, en yakınım denize bırakmıştım, bunu hatırlıyorum. Aşık olmak için arıyorum, tamamlamaya çalışıyorum kendimi. Çünkü biliyorum, bir şey eksik. Adını koyamasam da, biliyorum.... Kalbim hala yerinde, atıyor durmaksızın. Zaten bundan ya hala sevebilişim. Ama aşk! Aşk nereyle oluyordu? İlk kuralı hatırlıyorum; gözlerinin olmaması gerek aşk için. Görürsen eğer çirkinlikleri, acıları ve bu acılara duyulan korkuları; aşk kaçar... Bir de koku vardı. Aşık olunan çok güzel kokardı. Eksikliğin adı inanç mıydı bendeki? Eskiden, henüz daha küçük bir çocukken, inanırdım ben aşka, aşık olacağıma. Ama şimdilerde inancım buharlaşıp havaya karışmış bir su birikintisi gibi. Yoğunlaşıp tekrar bana döner mi? Oysa bir adam var biliyorum, sanırım benden uzakta. Ama cesur, ama kavgalı hayatla.... Biliyorum, bir adam var; gözleri delercesine bakıyor haksızlıklara. Ahh nasıl güzel o gözler! Ve teni camdan yapılmış gibi, öylesine dürüst, öylesine kendi... Aklı bir karış havada belki, ama zaten kafatasının içine sıkışıp kalmış bir akıl bana yeter mi? Kanatları var uçurumlardan atlamak için, düşüp ölmez! Hani aşk ellerde başlar ya, onun elleri ne çok taşın altına girmiştir bilinmez! Aynı benim ellerim gibi... Ve aslında biliyorum, bir gün buluşacağız onunla. Bu bir patlama yaratacak varlığımda, işte tam olarak o zaman bütün kıyafetler ve deriler yırtılacak. Düşünceler ve uçurumlara yürüyen bedenler özgür kalacak. Ellerimi tutacak, ellerini tutacağım. Öpe öpe iyileştireceğim yaralarını. Yırtılan derilerimizin yerini aşk alacak, aşkla kaplanacağız ve dünyada özgürlüğe, eşitliğe karşı olan ne varsa, bütün hepsine aşkla karşı koyacağız. Çünkü o adam bilmekte aşkın özgürlük ve eşitlikten doğduğunu. Çünkü bu kadın bilmekte aşkın mücadele etmek olduğunu....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder