16 Temmuz 2011 Cumartesi

Ay'sız Bir Gece

Saçma sapan insanlarla gidilen saçma sapan bir konser. Bir adam var meydanın ortasında; uzun saçları ve parlayan beyaz teniyle canlanmış bir yunan heykeli gibi.... Çekemiyorum gözlerimi onun üzerinden ve farkediyor O da beni. Bakıyor, gülümsüyor, gülüyor. Hayatımın en içten gülüşüyle kahkahalar atıyor. Sonra aniden gidiyor; üzüntü.... Sonra bakıyorum, dönmüş! Sevinç.... Ve o gece, başlıyor hikaye. Sabahlara kadar konuşuyoruz, o zamanlar uykusundan feragat edebiliyor. 1 saatlik uykuyla kalkıyor ertesi gün. Çok sonralarıysa, bir gece yanımda yatmaktansa uyumayı seçiyor. Ama bunlar çok sonra oluyor.
Güneşiyle tanışan kadın, yani ben, bir hafta sonra güneşine sahip oluyor. Güneşi onu kollarına alıyor ve uzun uzun öpüyor. Kadın ozamanlar öpüşmekten korkmuyor, insanlardan çekinmiyor. Sonra ne oluyor bilinmez kadın değişiyor, insanların içinde öpüşmeyi sevmez hale geliyor. Ama bunlar çok sonra oluyor...
Zaman geçiyor, günler geçiyor, aylar geçiyor, hatta yıllar bile geçiyor. Adam bana çok şey öğretiyor. İnanılmaz bilgi birikimyle beni her daim şaşırtıyor. Daha da önemlisi bir erkek bir kadını nasıl gerçekten sever, o adam işte bana bunu öğretiyor. Çok seviliyorum, çok şımartılıyorum, sarıp sarmalanıyorum. Adam beni ölesiye seviyor. Ben de onu seviyorum. Benim sevgim onun ki kadar güçlü olamıyor hiçbir zaman. Ama bazen kadın, yani ben, öyle aşk dolu gözlerle bakıyorki adama adamın gözleri doluyor. Kadın da o gözlere dalıp kayboluyor. Yıllarca fırtınalarda yıpranmış yelkenlerimle, o güvenli, korunaklı ve huzurlu liman bana kucak açıyor. Sığınıyorum bende sorgusuzca o güzel limana. Ama ruhum özlüyor. Ruhum denizi çok özlüyor. Denizden uzak kalmış bir denizkızı denizi nasıl özlerse, kalbim de o fırtınalı denizleri, aşkı öylesine özlüyor....
Yıllar geçtikçe ben ve o, birlikte büyüyoruz. Büyüdükçe değişiyoruz. Değiştikçe boğuluyoruz. Farklılaştık mı gerçekten bilmiyorum? Emin olduğum tek şey, ikimiz de değişiyoruz.... Zamanla farkediyorumki, benim güneşim sandığım adam, aslında ay çıkıyor. Dünyaysa ben oluyorum. Oysa ben de kendimi hep dünya zannederdim ama güneşin etrafında dönüp durmaktı amacım. Çevremde dolaşan bir ay istemiyorum. İstemediğimiyse çok geç farkediyorum, kabullenemiyorum. Her şeyi anladığımda çok geç kalmış oluyorum ve onu kırmaya, acıtmaya başlıyorum. Yoruluyorum ve yoruyorum. Seviliyorum ama eskisi gibi sevemiyorum. Dokunamıyorum o muhteşemen beyazlıktaki güzel tene, öpüp koklayamıyorum. Ne acı.... Ve benim içimdeki her şey bir çırpıda olmasa da bitiveriyor. Yavaşça ölüyor içimde, ona aşık olan kadın. O öldükçe içim de bir boşluk açılıyor, içim bomboş kalıyor.
Saçma sapan insanların olduğu saçma sapan bir sokakta, bir gün herşey bitiveriyor. Kadın adama ayrılalım diyor. Adam sorgulamadan kabul edip gidiyor. Ve şimdi bu yazıyı yazan yapayalnız bir dünya var karşınızda. Boşlukta kaybolmuş bir gezegen.... Güneşi olmadığı için öldüresiye soğuk. Ayı olmadığı için geceleri öldüresiye karanlık.... Terk etmiş, terk edilmiş, güvensiz, yalnız, bomboş ve aysız bir gece gibi karanlık....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder