8 Mayıs 2011 Pazar

Bir Damla Var Elimde


Eski bir masal vardır buralarda. Dilden dile, nesilden nesile aktarılır durur. Zamanın birinde, aslında hiç olmayan bir ülkede, bir denizkızı yaşarmış. Bu denizkızı talihsizliğin en alasını yaşayıp, bir denizciye sevdalanmış. Denizkızı ne kadar güzelse, denizci de o kadar yakışıklıymış. Denizci, denizkızını, güneşin parlattığı suyun içinde görünce vurulup kalmış, denizkızına aşık olduğunu sanmış. Ama denizkızları, denizcilere şarkı söyleyip, onları kendilerine aşık edip, denizcilerin gemilerini kayalıklara sürükleyip, onları öldürmek için varlarmış. Zavallı denizkızı, denizciye o kadar aşık olmuş ki, o güzelim sesini bir daha asla kullanmamaya, asla şarkı söylememeye kararlıymış. Diğer denizkızları bunu öğrenince çok kızmışlar ve denizkızını öldürmeye karar vermişler. Bunu duyan denizci, biricik aşkının öldürülme tehlikesiyle çılgına dönmüş ve atmış ağını denize, denizkızını kurtarmış. Korkudan deliye dönen genç aşıklar ne yapacaklarını bilememişler önce. Denizci, denizi olmayan bir kente kaçıp, saklanmayı önermiş sonunda. Denizkızı da çaresiz kabul etmiş. Aşkı yanında olduğu sürece bir küvetin içinde bile yaşamaya razıymış. Ama gel zaman git zaman, denizkızı güzelliğini, ışıltısını kaybetmeye başlamış. Çünkü; o, tüm bunları, deniz ve güneşin birlikteliğinden alırmış. Denizcinin yüreği burkulurmuş denizkızını her böyle gördüğünde, çok üzülürmüş. Ama sevgilisini denize götürdüğü anda, orada öldürüleceğini bilir, buna göz yumamazmış. En sonunda, bir gün dayanamamış denizci, kaçmış gitmiş. Sevgilisinin gözü önünde eriyip gitmesini daha fazla izleyememiş. Zavallı denizkızını, o denizsiz kentte bırakıp kaçmış. O lanet olası, denizsiz kentte, birde üstüne aşksız kalan denizkızı, zamanla eriyip gitmiş o küçücük küvetin içinde…
                                                                                
“Tüm kaybolanlar kaybolmuşlara rastlarsa zamanın birinde   Tek bir damla gözyaşım göle düşerse   Ellerimden kayıp gidince…”

Yıkık dökük, ucuz bir tavernada, yaşlı bir denizciye rastlamıştım zamanın birinde. Ağlamak için bir damla gözyaşı dileniyordu. Yanıma yaklaştı ve “Lütfen, hayatım boyunca hiç ağlayamadım. Oysa ben bir denizciyim. Her yanım tuz ve su, evet her yanım tuzlusu! Ama ben hiç ağlayamadım… Bana birkaç damla gözyaşı veriri misiniz? Lütfen, ölmeden sadece bir kez olsun ağlamanın tadına bakmak istiyorum.” dedi.
Ağladım! O yaşlı ve tuz kokan denizci için, gözlerimden saatlerce tuzlu sular akıttım. Hayatı boyunca acılarını yanaklarına akıtamamış, yüreğine kapatmış bir zavallı için saatlerce ağladım… Ve artık, yalvarma sırası bendeydi.
Cam bir kavanozda biriktirdiğim gözyaşlarımı, yitik denizcinin burnunun ucunda sallayarak yalvardım. “Lütfen!” dedim ona. “Lütfen bu gözyaşlarını alın ve o denizsiz kentte unuttuğunuz, o lanet olası denizsiz kente sıkışıp kalmış denizkızını kurtarın bu gözyaşlarıyla!...”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder